Virginia Woolf’un Londra’sında gezintiye çıkmak

Parkların insanları kendine çeken özellikleri vardır. Şehir hayatımızdan biraz olsun kaçmak istediğimizde parklar bize hep o sakin ortamı sağlayarak kucağını açar. Öyle ki krallar ve kraliçeler bile kafalarını dinlemek için parkları mesken tutmuşlar. Bazıları içinse parklar esin kaynağı olmuş. Bu isimlerin başında İngiliz yazar Virgina Woolf geliyor.

İngiliz edebiyatının önemli kalemlerinden biri olarak kabul edilen Woolf, canı sıkıldığında veya morali bozuk olduğunda kendini Londra sokaklarına bırakarak şehrin enerjisini hissetmeye çalışırmış. Şehirin ona verdiği enerjiyi günlüğünde şu cümleler ile tarif ediyor ”Londra büyüleyici bir yer. Sanki bir sihirin üzerine ayak basıyorum. Ve güzelliklerin arasına karışıyorum…” Zaten bu güzel şehirden etkilenmemek mümkün değil. Sokaklarında, parklarında ve binalarında ayrı bir hikaye gizlenmiş. Oturup konuşmaya başlasan sana bilmediğin şeyleri fısıldayacak gibi.

Virginia Woolf ‘da “Bir gün Londra’nın bizlerin hayatını nasıl alıp götürdüğünü yazdığımda…” diyerek günlüğüne not düşer. Ve hikayelerin başlangıç noktası Londra olur. Bu hikayelerin dışında 1931 tarihinde ‘Good Housekeeping’ dergisi için kaleme aldığı yazılarda (sonradan bu hikayeler ‘Londra Manzaraları’ adıyla kitaplaştırılır) bizlere hangi saatlerde Londra sokaklarında gezintiye çıkılması, hangi mevsimin yürüyüş yapmak için uygun olduğunun püf noktalarını sunar. Gelin Virginia Woolf eşliğinde 1930’lu yılların Londra’sına bir yolculuk yapalım…

oxfordstreet30

Bir insana aşık olduğumuz gibi bir şehirede aşık olabilirmiyiz?

Eğer bu şehir Londra ise ve aşık olanın ruhuda Virginia Woolf gibi dayanıklı ise sorunun cevabı bellidir ‘Evet’. Woolf tam bir Londra aşığıydı. Sağlık sorunlarından dolayı evde doktoru tarafından istirahate tabi tutulan Woolf ilacının Londra sokakları olduğunu şu sözlerle dile getiriyor “Londra bana ayrı bir hikaye ve şiir sunuyor… şehirde yalnız yürümem bana o gerekli olan dinlenmeyi (ilacın) en iyisini sağlıyor…” diyerek şehre olan aşkını ve tutkusunu gözler önüne seriyor.

Şehiri gezerken de bizlere önerilerde bulunmayı da ihmal etmiyor, “Mevsimsel olarak kışın akşam üstü yürüyüş yapmak en uygunudur. Saat 4 ile 6 arası en iyi saatlerdir. Bu mevsimde yürüyüş yapmak yazın sıcağında korunmak için gölge aramaktan iyidir…”

Şehiri gezerkende Woolf’un yazılarındaki çizdiği o Londra portresine şahit olabiliyorsunuz. Örneğin ‘Mrs Dolloway’ gibi en tanınmış eserinde buna tanıklık edebiliyoruz. Mrs Dolloway aslında Londra’yı gezmek isteyenlere canlı bir rehber olarak da sunulabilir. Hikayedeki ana karakter Clarissa Dolloway bizleri Londra’nın o hareketli yaşamında farklı örnekler sunuyor. Örneğin Kew Gardens’ın o büyüleyici güzeliğinde gezmenin veya bugünlerde olduğu gibi o dönemdeki Oxford Street’in kalabalığında yürümenin kısaca şehrin saklı ruhunu Woolf’un hikayelerinde muazzam bir şekilde gözlemleyebilyoruz.

Bir İngiliz yazar’ın de dediği gibi “Eğer bir insan Londra’dan sıkılmışsa o zaman hayattan bıkmıştır demektir…”

HUSSAIN KAYA – LONDRA

Reklamlar