Murat Ertel “Barıştan söz etmek tehlikeli”

Çocukluğu televizyonsuz evlerde geçen çocukların en iyi bildiği seylerden biri hikaye anlatmaktır. İnsan zihninin derinliklerinden çıkan her bir cümle gidilmemiş iklimlere uğranmamış duraklara götürür insanı. Bu anlatıcılığı en iyi yapanlar pek tabi ki meddahlardır. Günümüzde ise bunu müziğiyle duruşuyla ve farklı tatda ki anlatıcılığıyla en iyi şekilde yerine getiren grup Baba Zula’dır desek abartmış olmayız.

Sahnede kullandıkları kostümlerle karşımıza çıkıp bize babasız kızlar balosundan, pırasa sevmeyenlerin hazin sonundan ve özgür ruhların ahlaksal sorgulamalarından bahseden grup eğilip bükülmeden 20. yıldır hep kendi bildiğini okuyor. Grubun kurucu Murat Ertel’le gerekleştirdiğimiz röportajda grubu bilmeyenler için Baba Zula’nın birliktelik hikayesinden parçalar sunuyoruz sizlere.

Tarzınızla müziğinizle tam bir geçmiş zaman ozanlarını yada dengbejlerini anımsatıyorsunuz… Herşeyin hızlı tüketildiği günümüzde elektro saz gibi bir çoklarına göre sıradan bile sayılmayacak kadar basite indirgenen bir enstrümanla yola çıkmanın zorluklarını yaşadığınız oldu mu?

Tabi yani cok sevdiğim müzisyenler bile elektro sazı küçümsüyorlar. Gerek Yavuz Top,  Arif Sağ, Cahit Berkay gibi bir birinden yetenekli isimler genelde elektro sazı aşağılıyorlar ve sevmiyorlar.  Oysa ki elektro saz bana göre çok olanaklı bir enstürüman ve nasıl ki gitar elektro gitara dönüştüyse saz da elektro saza dönüşmüş durumda. Bir enstrümana böylesi bir yaklaşımda bulunulması bence bir tür tutuculuk. Bu saydığım isimlere saygım sonsuz lakin bu konuda çok fazla tutucu davrandıklarını düşünüyorum ki bu saydığım isimlerin de elektro saz çalmışlıkları da var. Sadece bir dönem yaptıkları bu şeyden utanıyorlar. Ama bence utanmalarını gerektirecek bir durum da yok ben elektro saz ile çaldıkları parçaları da büyük bir keyifle dinliyorum.

Bu düşünceyi elektro sazın daha yoğun olarak Ankara havalarında  ve müzikal kalitenin de düşük olduğu ama o kadar da tüketicisinin de bir  o kadar ağırlıklı olduğu bir tarafa kayması  bu duyguyu yaratmış olabilir mi?

Elektro sazla pavyon müziği birbiriyle birleştirilmiş durumda ancak hemen hemen bütün güzel müziklerde böyle bir durum söz konusu.  Yani iyi müziklerin tarihsel süreçlerine baktığımızda  bütün iyi müziklerin bataklık denilen bölgelerinde çıktığını görürsünüz. Jazz müziğinde mesela randevu evlerinde çalınan müzikler zamanla Jazz’a dönüşmüştür. Punk müzik ya da Rock müziğinin gelişme evleri keza aynı şekilde batakhane dediğimiz fakir insanların takıldığı yerlerde gayri ahlaki dediğimiz toplum kuralların dışı sayılan bölgelerde doğmuştur. Bunu da küçümsemememiz gerektiğini düşünüyorum.

Müziğin elit kimliğini mi ön planda tutuyoruz?

Evet tabi ki… Ankara havaları mesela,  sözleri itibariyle çok  seviyesiz şeyler olabilse de bazen çok ilginç bir mizah ve enteresan bir durum da söz konusu olabiliyor. Ankara müziklerine ben çok meraklıyım ve orda da kadın figürlerine çok fazla önem verilmiyor. Keşke o türde daha fazla kadın saz çalanlar da olsa. Halk müziğinde var lakin Ankara havasında saz çalan kadınlar yok.  Bu benim çok istediğim bir şeydir keşke olsa.

Ancak diyebilirim ki genel anlamda bu müziği aşağılama durumu söz konusu. Aslına bakılırsa saz kültürünü, halk kültürünü aşağılama var. Nasıl diyeyim, Türk klasik müziği diye adlandırılan şeyin için de o enstrüman yok. Bu daha böyle halkın sazı elektro saz olunca bu daha da pespaye bir şey  halini alıyor.  Bu mirastan açıkçası ben de yararlanıyorum. Ama buna hiç bir şekilde aldırmıyorum. Bunun zamanla geçeceğine ve düzeleceğini inanıyorum. Daha çok insanın çalması lazım. Yeni çıkan gruplara bakıyorum hiç birinde elektro saz kullanılmıyor açıkçası bu durumun beni üzdüğünü söyleyebilirim.

Türkiye’de alternatif müzikte bir kadın hareketi olduğunu söyleyebiliriz ve onlarda değil saz coğrafi bağlantı bile çok geç başladı. Enstrümantal bağlantı da yok yani bir darbuka yada kanun çalınmıyor oluyorsa da çok az süs gibi serpiştiriliyor müziğin içerisine.

Türkiye’de şimdilerde alternatif işlerin tam olarak ortaya çıktığını görüyoruz ve belki de  müzik uzun zamandan sonra ilk kez böylesi deneysel ve farklı yönlere kayıyor. Yapılan işlere baktığınız da sizin yorumunuz nedir?

Şimdiler dediğiniz gibi çok deneysel işler ortaya çıkıyor ve alternatif müzik  adına çok farklı şeyler ortaya konuluyor. Aslına bakılırsa artık müzik yapmanın kolaylaştığını düşünüyorum. Bir kaç bin lira harcadığınız zaman diyebilirim ki profesyonel diyebileceğimiz bir işi kolayca ortaya çıkarmak mümkün. Bu yüzden günümüzde artık çok iyi müzisyenler var fakat bunların kitlelerle buluşması zor. Yine de bizimde desteklediğimiz ve gördüğümüz güzel hareketlenmeler var müzik dünyasında.

Beslendiğiniz coğrafyaya baktığımızda artık kapanmayacak ayrımların olduğu bir iklim görülüyor. Böylesi bir topluluk içinde birleştirici unsurları içinde barındıran bir müzik yapmanın zorluklarını yaşıyor musunuz?

Mutlaka yaşıyoruz. Hep söylediğim bir şey var ‘Barıştan söz etmek tehlikelidir’ diye. Şuan erkek egemen bir kapitalist sistem söz konusu bütün dünyada da bu böyle. Dünyada ve Türkiye’de ayrımcılık üzerinden nemalanan bu politika sürdükçe bu düzen böyle gidecek. Ancak benim inancım insanların bunu istemediği yönünde.  Yani din olgusu, milliyet olgusu gibi ayrışmalarla doldurmalara geldiklerini düşünüyorum. Bunu da sanatla ve müzikle uzun vadede çözeceğiz. Ancak kısa vadede zamanın bize ne getireceğini açıkçası ben de bilemiyorum.

“GEZİ HAREKETİ KÜRTLER TARAFINDAN YETERİNCE DESTEKLENMEDİ”

Geziyle birlikte Türkiye dinamiklerinin değiştiğine dair umudunuz oldugunu söylemişiniz ve soldaki fraksiyonlaşmaya dem vurmuşunuz  bir röportajınızda. Üzerinden öyle yaşadıklarımızı unutacak kadar da zaman geçmemesine rağmen olan biten her şeyi unutmuşuz gibi ayrışmamızı siz neye bağlıyorsunuz?

Cahilliğe bağlıyorum, insanlar o kadar çabuk kanıyorlar ki…  Arkadaşımın Kürt kökenli babası bu seçimde oyunu AKP’ye veriyor buna gerekçe olarakda ülke de süre gelen gerilimi sebep olarak gösteriyor. Ancak ülkede yaşanan onca olayın bir seçim taktiği olduğu bu kadar açıkken başka insanların nasıl bunu göremediklerine şaşırıyoruz ama şaşırmamamız lazım çünkü görmek istemiyorlar. Bunun yanında eğitimsizlik, akılsızlık, dünyayı algılayamamak…Gezi hareketi Kürtler tarafından yeterince desteklenmedi. Böyle bir gerçek var ortada. Şayet desteklenmiş olsaydı çok daha farklı bir durum olurdu ortada. Şuan ki yaşananlar ışığında o birleşmiş ruhlarda yine bir dağılma söz konusu ve insanların çaresizlik içinde güdüldüklerini düşünüyorum.  Bunun önüne geçebileceğim tek gerçeklik yine insanların kendisinde bitiyor. Biran evvel bu kış uykusundan uyanması ve kendilerini gelişen ve değişen dünya düzeni içinde eğitmesi gerekiyor. Bu anlamda okumaları gerekiyorlar. Toplumumuz yeterli manada kitap okumuyor. Bırakın kitabı poster bile okumuyorlar.

Bu yorumu yaparken şunu göz önünde bulunduruyor musunuz bu eleştirdiğimiz insanların büyük bir kısmı sizin geldiğiniz bir aile yapısı içinde büyümüyor…

Olsun ama olsun… Ben benim geldiğim gibi bir aile yapısından gelmeyen ve kendini çok güzel yetiştirmiş insanlar biliyorum.

İçinde büyüdüğünüz aile yapısına baktığımızda bir çoklarına bırakın oturup konuşmayı görmenin bile nasip olmayacağı insanların içinde büyüdünüz o yüzden değerlendirmeleri yaparken acaba biraz acımasız mı kaçıyorsunuz?

Benim babam mesela Osmanlıdan gelen bir anneye sahip olmasına rağmen Türkiye’nin çökmesiyle her şeyini kaybetmiş. Ciddi yokluk yoksunluk yaşamış.  Ancak daha sonra yine kendi çabasıyla dişiyle tırnağıyla kitaplar okuyup, arkadaşlar edinip, akademiye girip yükselmiş bir insan. Keza Yaşar Kemal’i ele alırsak fakir bir çoban bunun yanında kör parası yok, sonra Yılmaz Güney’e bakalım zamanının Ağa oğullarından falan değil keza Aziz Nesin… Bu isimlere baktığımızda nerelerden nerelere geldiğini çok net bir biçimde göre biliriz. O yüzden de ben eğitimin, gelişim aileden geldiği gerçeğini kabul etmiyorum. Bu biraz zekayla ilgili bir şey. Ne bileyim bazı politikacıların söylediklerini dinleyip ‘Ya bu adam saçmalıyor!’ diyebilmek lazım.

“BİZ İNSANLARI BEKLEMEK VE ONLAR İÇİN BİR ŞEY YAPMAK İSTEMİYORUZ”

20 yılınızı kutladığınız bu dönemde insanın aklına takılan soru şu oluyor ‘bir çok kendine has üslubu olan gruplar patır patır dağılırken Baba Zula kendi içindeki bağı nasıl bu denli kuvvetli kurdu? Nedir sizi yıllardır birbirinize bağlayan yaptığınız müzik dışında?

20 yıldır Levent’le beraberiz bu çok önemli. Onunla artı eksi gibiyiz, o bir şey söylüyor ben bir şey söylüyorum. Ters düşsek bir hiç bir zaman saygıyı kaybetmiyoruz. Yani bu sözlerim kalıp gibi gelebilir ama bunun yanında sevgi, disiplin, sabır gibi erdemler gerekiyor ve tabi ki bir çok anlamda esnek olmak, değişmek gerekiyor.  Biz hep kendimizi aşıp bambaşka şeyler yapmaya çalışıyoruz. Başarılı olduğumuz formülleri tekrar ederek 20 sene bu şekilde kalamazdık. Hep değişip bu bağlamda da gelişim gösterdiğimizi düşünüyorum. Kendimizi sürekli olarak aşmaya çalışıyoruz ve bunu ciddi anlamda başardığımıza inanıyorum. Bilmem kim gibi yapalım diye bir kaygımız hiç bir zaman olmadı.

Ayrıca bulunduğumuz coğrafyayla sanatsal anlamda çok ciddi bir bağımız var. Düşüncelerimiz hiç bir zaman değişmedi. Hasan Cemal bakıyorsunuz bir gün Başbakan’ın uçağına biniyor sonra başka bir gün çıkıyor ve bu korkunç bir diktatör diyerek ortalarda dolanıyor. Cengiz Çandar yada Murat Belge bir onu diyor sonra başka bir gün başka bir şeyle geliyor. Ben bu insanlardan hoşlanıyorum. Benim sevdiğim kuşak Aziz Nesin, dayılarım İlhan Selçuk ve Turhan Selçuk, Yaşar Kemal gibi insanlar. Onlar doğduklarından beri hep aynı şeyi söylediler ve o ideallerin yolunda öldüler.  Ben bunu gördüm ve bunu bilirim. O yüzden de hem kişisel olarak hem de grup olarak yola çıktığımız ilk günden bu güne kadar ideallerimiz nabza göre değişmedi. Grup olarak uzun vadede öngörülerle hareket etmeye inanıyoruz. Bu müziğin binlerce yıl sonrasına gidebileceğini düşünüyoruz. Belki Ajda Pekkan unutulacak ama beğenin beğenmeyin bu adamlar ne yapmış diye inceleneceğini ve geleceğe taşınacağını inanıyorum.

Giyim tarzınız, kullandığınız dil, entrüman  vs gibi öğelere baktığımızda halkın en alt tabakasına bile hitap edecek bir duruşunuz var. Ancak yaptığınız müzikle ‘marjinal ‘ diye adlandırdığımız ve sadece belli bir kesim tarafından alıcı olduğuna inandığımız bir tarzın içine sığdırılıyorsunuz. Beslendiğiniz yer Anadolu toprakları olmasına karşın ancak o toprakta ki insanlara sizden bahsetsek pek de bi anlam ifade etmeyecek bir durumdasınız. Bir tarafın sizi bu kadar içselleştirmesiyle diğer tarafın bu kadar yabancılamasının arasında bir bağ olmalı.

İnsanların hoşgörü seviyesi çok düşük. O kadar aptalca ki giyim kodlarıyla yüz senelik bir kodalama içinde gidiyorlar. Ama insalık tarihini düşünürseniz binlerce on binlerce yıl gidiyor sadece yüz yıla bakabiliyor, şu şöyledir bu böyledir gibi… Biz insanları beklemek istemiyoruz, insanlara göre de birşey yapmak istemiyoruz. Ben iyi bir müzik dinleyicisiyim diyip bizden haberi bile olmayan insanların neyi istediklerini çok iyi biliyorum yani hit şarkının nasıl yapılacağını, bu sazı kaldırsak düz saz çalsak ne kadar farklı gruplara hitap edebileceğimizi yada bıyıklarımı kessem insanların bakışında nasıl bir yumaşama olacağını… Biz bunlara dikkat ederek yol alsaydık Baba Zula olamazdık.

TUĞBA ÜLGER – LONDRA

Reklamlar